Kanser

Kanser riski taşıyorsanız veya Hasta iseniz ,doktorunuzun tedavileri yanında aşağıdakileri yapmanızı tavsiye ederim.

Son  safhada prostat kanseri teşhisi konmuş; kanseri kemiklere metastas yapmış ve doktorlar tarafından artık yapılacak bir şey yok diyerek evine gönderilmiş bir adamın, bakkaldan elli kuruşa aldığımız basit bir karbonatla çok kısa sürede nasıl kanseri yendiğini anlatan bir video izleteceğim

[youtube id=’Yl8Y8I_TsjI’ width=”600″ height=”350″]

Karbonat (NaHCO3/sodyum bikarbonat) vücuttaki pH seviyesini yükselterek (alkali yapmakta) Ph 7 den yukarı çıkarır. Bahsi geçen adam her gün düzenli olarak aç karnına içtiği bir bardak karbonatlı su ile pH seviyesini 8 seviyelerine çıkarıp kanserli hücrelerinin yaşamını engelliyor ve 22 olan PSA sını  13 günde  1 seviyesine indiriyor.

Aşağıdaki linkte adam kurtulduktan sonra hikayesini kitap yazıp bedava dağıtmış ,siteyede koymuş isteyen oradan kitabı bedava indirebiliyor.ingilizce

  http://phkillscancer.com/ yabancı dili olanlar için youtube ta başka anlatımlarda mevcuttur.

Karışımı Hazırlamak için:

Bir büyük bardağa iki tatlı kaşığı karbonat atıldıktan sonra üzerine az az kaynar su dökülerek köpürtülür ve karbonatın suda iyice çözülmesi sağlanır. Sonra üzerine normal su dökülür, karıştırılıp içilir. Eğer kanser, MS, diyabet hastasıysanız vücudu alkali hale getirmek için ilk hafta aç karnına yemeklerden bir saat önce bu uygulama iki kere tekrarlanır. Sonraki üç hafta sadece sabahları kahvaltıdan önce aç karnına içilerek devam edilir. Bir ay sonra gidip hastalığınızı kontrol ettirip iyi olup olmadığınızı görebilirsiniz. Eğer idrarınızdaki pH 7,36 ve üstüyse vücudunuz “alkali” haldedir, dilerseniz her gün suya bir çay kaşığı karbonat atıp kullanmaya devam edebilir ya da sadece ihtiyaç duyduğunuzda bunu uygulayabilirsiniz.

İdrarınızdaki pH seviyesini öğrenmek için dijital pH ölçerler satılıyor, onlardan bir tane alıp her gün tartıya çıkmak gibi idrarınızdaki pH seviyenize bakıp bedeninizin sağlık durumunu anlayabilirsiniz. Dijital pH ölçer yerine pH kâğıtları da kullanabilirsiniz. Bunu da internetten araştırıp alabilirsiniz.

Karbonat ile  kabartma tozu aynı şey değildir,tekrar ediyorum siz karbonat alacaksınız piyasada en iyisi ve safı  pak maya nın karbonatıdır veya eczaneden “ingiliz karbonatı “diyerek satın alabilirsiniz.

Sağlığınızı korumak için !……..

GÜNDE 2 BARDAK SABAH AKŞAM EKŞİ NAR HİCAZ NARI SUYU İÇMELİSİN

 Meyve ve meyve suyu olarak tüketilen narın kabuğunun, meme kanseri başta olmak üzere hemen hemen tüm kanser türlerini önleyici ve iyileştirici faydaları olduğu bildirildi. Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Kimya Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Uslu, yaptığı açıklamada, narın insan sağlığına faydalarının saymakla bitmeyeceğini, bu nedenle de bol bol tüketilmesi gereken bir meyve olduğunu söyledi.

Tacıyla adeta meyvelerin kralı olan narın, her derde deva bir ilaç olduğunu ifade eden Uslu, “Nar bağışıklık sistemini güçlendirerek, bizleri başta kanser olmak üzere pek çok hastalıktan da korumaktadır. İçerdiği flovanoidler, vitaminler, polifenoller, antosiyaninler, taninler vasıtasıyla kolesterol ve şekeri de dengeleyen özellikle hicaz narı, kalp ve damar sağlığımızı koruduğu gibi, kanser hücrelerinin de gelişmesini çok önemli oranda engellemektedir” dedi.

Mucizevi bir şifa kaynağı olan narın kabuk, zar, çekirdek ve sudan oluştuğunu vurgulayan Uslu, şunları söyledi: “Nar suyunun genel damar sağlığını, özellikle de kalbi koruduğu, damar tıkanıklıklarını geriletme ve tansiyon düşürücü etkileri herkes tarafından bilinmektedir. Halkımız narı, suyunu içerek tüketmektedir. Narın içindeki zarlar ile yendiğinde mide ülserini iyileştirdiği ise pek az kişi tarafından biliniyor. Yine son günlerde pek çok firmanın satışa sunduğu nar çekirdeği yağı, çok değerli punicic acid içermektedir. Nar çekirdeği yağı özellikle cildimizde kırışıklıkları ve yaşlanmayı gidermekte, saçlarımızda canlılık ve saç çıkarıcı etkileri nedeniyle ilaç endüstrisi tarafından önemli miktarda kullanılmaktadır.”

Nar kabuğu, suyundan daha fazla değerlidir

Nar kabuğunun ise Türk halkı tarafından hiç kullanılmadan çöpe atıldığına dikkati çeken Uslu, şöyle devam etti: “Halbuki Çin’deki Instutute of hygiene and Environmental Medicine (Hijyen Enstitüsü ve Çevresel Tıp Bilimi) kuruluşunun yaptığı son araştırmalara göre, nar kabuğu, suyuna göre daha fazla oranda değerli bileşikler içermektedir. Yani nar suyu bir ilaç gibi sağlığımız için faydalıdır, ancak kabuğu suyundan daha fazla değerlidir. Nar kabuğu içinde bulunan ellagik asit, başta meme kanseri olmak üzere hemen hemen tüm kanser türlerini hem önleyici hem de iyileştirici faydalar sağlamaktadır. Nar kabuğundaki flavanoitler, fenolik bileşikler ve antioksantlar suyundan çok daha fazla miktardadır.”

Prof. Dr. Uslu, araştırmaların, nar kabuğunun kötü huylu kolesterolü azalttığı, beta hücrelerini artırarak diyabetli hastalara, kalp ve damar hastalarına suyuna göre çok daha önemli faydalar sağladığını gösterdiğini anlatarak, şunları kaydetti:

“Nar kabuğunda bulunan ellagik asit antioksidan, anti-mutajen ve anti-kanser özelliklere sahiptir. Çalışmalar meme, yemek borusu, cilt, bağırsak, prostat ve pankreas kanserlerinde anti-kanser özelliğini göstermiştir. Ellagik asit P53 geninin kanser hücrelerince yok edilmesini engellemektedir. Ellagik asit kansere neden olan moleküllere bağlanarak onları çok önemli bir oranda etkisizleştirmektedir. Bu yüzden özellikle kanserli hastaların kullanımı amacıyla ellagik asitli içecekler başta İsrail olmak üzere pek çok ülkede eczahanelerde satılmaktadır. Nar kabuğu narın en değerli yeri iken ülkemizde meyve suyu fabrikaları bu değerli maddeyi üstüne bir de para vererek çöpe atmaktadır.

Yine kanserli hastaları tedavi etmek için nar kabuğundan hazırlanmış ellegik asitli kapsüller 50 gramı 50 dolardan eczahanelerde satılmaktadır. Bir firma yüzde 95 saflıktaki nar kabuğundan ürettiği ellagik acitin 1 gramını 83 avrodan satmaktadır. Görüldüğü üzere nar kabuğu nar suyundan çok çok daha fazla değerlidir.

Kanserli hastaların ilk başta vücutlarının pH’sını 7.4’ün üzerine çıkarmaları gerekmektedir. Bunun için gerekli çabayı göstermeleri gerekmektedir. O halde hem kansere yakalanmamak için hem de kansere çözüm amacıyla artık hiçbir işe yaramayan siyah çay, asitli içecekler yerine yeşil çay, ada çayı, zeytin yaprağı çayı gibi bitki çayları ve özellikle de nar kabuğu çayını tüketelim.”

Sıkılan narın kabukları asla atılmamalı

Ellagik asit sayesinde nar kabuğunun, kanser hastalığına karşı çok önemli koruyucu, hatta kanseri tedavi edici özellikleri olduğu vurgulayan Uslu,

“Bununla ilgili literatürde çok fazla makale yayınlanmıştır. Tüm bu etkileri nedeniyle özellikle meyve suyu fabrikalarından atılan tüm nar kabuklarının kurutularak özellikle büyükbaş hayvanların gıdalarına karıştırılması durumunda bu hayvanların da daha az hastalığa yakalanması ve sağlıklı olmaları sağlanacaktır. Böylece büyükbaş hayvanlara gereksiz yere antibiyotikler verilmeyeceğinden, bu hayvanların sütünü ve etini kullanan bizlerin de bu antibiyotiklerden etkilenmemizin önüne geçilmiş olacaktır” dedi.

Prof. Dr. Uslu, evde sıkılan narın kabuklarının asla atılmaması gerektiğini de belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Gölgede veya 40-50 dereceyi geçmeyecek ortamlarda kurutarak, ufaladığımız nar kabuklarını serin bir yerde saklayalım. Daha sonra 100 gram kaynamış suya, 2 gram nar kabuğu atarak, yaklaşık 10 dakika kaynatıp suyunu hemen her gün çay olarak tüketelim. Böylece başta kanser, kalp ve şeker hastalıkları olmak üzere pek çok hastalıktan kendimizi korumuş olacağız. Hatta çay içmekten üşenirsek, kurutulmuş ve parçalanmış nar kabuklarını, kahve çekme makinelerinde toz haline getirip, bir çay ya da kahve kaşığı tozu salata, peynir gibi gıdalarla direk olarak ta tüketebiliriz. Özellikle şeker hastaları beta hücrelerini artıracak bu tozu tüketmeye özel çaba göstermelidir. Genelde tüm meyvelerde olduğu gibi narın da en değerli yeri kabuğudur. Bir ilaç gibi içtiğimiz nar suyundan arta kalan kabukları da asla atmayalım ve başta kanser, şeker ve kalp olmak üzere hemen hemen tüm hastalıklardan korunalım.

SU İLE BAŞLAMAKTA FAYDA VAR……….

Vücut, klasik yeme alışkanlığıyla alınan asitlerin bir kısmını
bağırsaklar, idrar ve terleme yoluyla dışarı atıyor, ancak hepsini
değil.Kalan asit fazlası, tıpkı asitli biftek soslarının eti
yumuşatması gibi vücuttaki hücreleri bozuyor.Bu durum, vücudu
kendini koruma sürecine iter.Vücut, alınan besinleri ve vücut
yağlarını kendini korumak için kullanır. Çünkü… Yağlar asitleri
yakarlar.Böylece asitleri depolamak için yağlanma sürekli
fazlalaşır.Mideniz bulansın istemem, ama gerçeğin iyi algılanması
için kanıt olarak vücuttan yağ alınan plastik ameliyatlarda bu
yağların içindeki yoğun asit nedeniyle kahverengi hatta siyah
olduğunu belirtmeliyim.Aslında kısa dönemde baktığımızda bu iyi
haberdir.Vücut, özellikle belinizde ve kalça altında yağ depolayarak
asidin kötülüklerine karşı kendini koruyor.Hatta kolesterol gibi kan
yağlarıyla da damarların asit etkisiyle delinmesini önlüyor.Fakat…
Zamanla bu süreç olumsuza dönüşüyor.Vücuttaki asit fazlası, kandaki
oksijeni azaltıyor. Metabolizma yavaşlıyor. Sindirim yavaşlıyor.
Kilo alma ve enerji eksikliği başlıyor.Daha da kötüsü, besinlerin
mayalanmasına (çürüme) sebep oluyor.İltihap, mantar ve küf üretiyor.
Ve felaket olan… Bunların hepsi canlı organizmalar.Yediğimiz
besinlerin yüzde 50’sine ortak oluyorlar. Atık madde üretiyorlar.Çok
yiyoruz ama yeterli beslenemiyoruz. Bu kısırdöngüde vücut, doku
yaparak yenilenemiyor, enzim, hormon, hücre enerjisi, organ
faaliyeti için gerekli diğer yüzlerce kimyasal bileşeni
üretemiyor.Yediklerimiz, enerji üretmek yerine, çürümüş olarak
vücudumuzda kalıyor, daha çok asitlenmeye yol açıyor.Bu kısırdöngüde
sonuç, yorgunluk ve hastalığın yanında istenmeyen kilolardır. Yağ,
hem yararlı hem zararlı Çözüm, asidi azaltmak ve alkaliyi
yükseltmek…Yeşil ağırlıklı sebze , alkali değeri yüksek su içmek,
bazı beden hareketleriyle bağırsakları daha iyi çalıştırmak çözümün
3 başlığı…İçtiğiniz şişe sularındaki etiketlere bakın… Alkali
değerinin 8’den yukarı olmasına dikkat edin.En az 2.5 litre bu tür
su tüketin.

Vücuttaki Asidik Atık Oluşumu
Vücudumuzdaki tüm canlı hücreler atık üretirler.
Yiyeceklerimizden aldığımız tüm besinler her bir hücremize
dağılır ve bunlar oksijen ile yanarak bize yaşamamız için
gereken enerjiyi sağlarlar. Besinler hücrelerimizde
yandıktan sonra ise atık olurlar. Yediğiniz iyi ya da kötü,
tüm yiyecekler atık üretirler. Yiyeceklerin iyi ya da kötü
olarak sınıflandırılmasında onların oluşturduğu atıkların
miktarı ve özellikleri dikkate alınır. Yanısıra,
metobolizmamızdaki birçok hücre ve eski ölü hücrelerde atığa
dönüşürler.
Vücudumuz bu atıkları idrar ve terleme ile dışarı atacaktır.
Temel olarak, tüm atıklar asidiktir ve bu nedenle de
cildimiz ve idrarımız düşük bir pH değerine sahiptir. Gerçek
problem şudur ki, vücudumuz bu atıkların %100’ünü atamaz.
Yaşam tarzımız, yetersiz dinlenme, yediğimiz yiyeceklerin
türleri ve içinde bulunduğumuz çevresel koşullar bu
atıkların üretimine yardımcı olurlar fakat bunlardan
kurtulmamız için bize yardım edemezler.
Vücuttan Atılamayan Asidik Atıklara Ne Olur?
Bu atıklar katılaşmış atıklara dönüşürler, örneğin;
kolesterol, yağ asidi, böbrek taşı v.b gibi ve
bilemeyeceğimiz şekilde vücudun içinde her hangi bir yerde
birikir ve yerleşirler. Vücuttan atılamayan ve biriken bu
asidik atıkların birikimi yaşlanma sürecini hızlandırır.
Alkali iyonize su içmek asidik atıkların atılmasını
kolaylaştırarak vücudumuza yardımcı olur. Asidik atıkların
birikimi yaşlanma sürecini ve işlevini hızlandırır; asidik
atık miktarının azaltılması ise yaşlanma sürecini yavaşlatır
ve hatta bu süreci geri döndürebilir. Alkali iyonize su bir
ilaç değildir veya herhangi bir hastalığı tedavi etmez fakat
düzenli olarak tüketildiğinde vücuttaki asidik atıkları
azaltır, doğal vücut sağlığının gelişimini sağlar.
Alkali İyonize Su Yüksek Asidikliğe Sahip Mideye Ulaştığında
Ne Olur?
Yiyeceklerimizde bulunan bakterilerin öldürülmesi ve
yiyeceklerin sindirilmesi için midemiz pH’ı 4 seviyesinde
asit üretir. Alkali iyonize su içtiğimizde midemizdeki pH
seviyesi yükselecektir. Bu durumda mide alkali iyonize suyu
algılar ve pH seviyesini tekrar 4 e döndürmek için daha
fazla asit üretimi emri verir. Bu ilk bakışta karşı atak
şeklindeki bir üretime benzemektedir. Fakat mide
duvarlarının hidroklorik asidi nasıl oluşturduğu
anlaşıldığında bu süreç netlik kazanır. Midedeki hücreler
ihtiyaca bağlı olarak hidroklorik asit üretmelidirler. Bu
asidin içeriğini oluşturan maddeler karbon dioksit, su,
sodyum klorür veya potasyum klorürdür. Bu asidin ürünleri
olan sodyum bikarbonat veya potasyum bikarbonat kan akışına
verilir. Bu bikarbonatlar kandaki aşırı asidikliği nötralize
eden ve yanısıra katılaşmış asidik atıkları
çözündüren/eriten alkali tamponlardır. Vücut yaşımıza bağlı
olarak fazlalaşan asidik atık birikim miktarı vücuttaki
doğal alkali tamponların altından kalkamayacağı bir işe
dönüşür. Hücrelerimizi daha fazla asidik olmalarından ve
değişik hastalıklar üretmelerinden korumaya yardım eden
kanımızdaki bu alkali tamponlara ihtiyacımız vardır.İşte
alkali iyonize su bu süreçte devreye girmektedir.
Niçin Alkali İyonize Su?
Hepimiz vücudumuz hayatta kalabilmek için hafif alkali
yapısını koruması gerektiğini biliriz. Kanımızın pH seviyesi
7.4 ve hücresel sıvı seviyesi ise yaklaşık pH 7.2 dir. Bu
gerçeğe göre, hücrelerimiz sürekli olarak asidik atık
üretmekte ve vücut sıvılarımız da hayatta kalabilmemiz için
vücudun pH seviyesini korumaya çalışmaktadırlar.
Vücudumuz asidik atıklardan kurtulmak için oldukça ağır bir
çalışma yapar. Asidik atıklar ter ve idrar ile çıkartılır.
Her ikisi de düşük pH seviyesine sahiptirler. Asidik cilt
yüzeyi kendisi ile temas eden birçok mikrop ve virüsü
öldürür. Yanısıra soluk verdiğimizde, karbon dioksit
salınır, asidik atıkların sebep olduğu karbonik asitten
kurtuluruz. Vücudumuz asidik atıklardan kurtulmak için bunca
çaba harcarken diğer yandan bizler sürekli olarak vücudumuza
atabileceğinden daha fazla atık yüklemeye devam ederiz.
Buradaki sır, bazı katılaşmış asitleri sıvı aside
dönüştürmektir. (Sıvı vücut tarafından kolayca atılabilir.)
Eğer bir madde suda çözünmüyorsa, pH seviyesini de
etkilemez. Örneğin; kolesterol, yağ asidi, böbrek taşları
v.b katı asit türleridir.
Asit kanı koyulaştırır/pıhtılaştırır! İşte bu problem asidik
atık birikiminden kaynaklanmaktadır. Bu asidik atık
yapılanması kan damarlarımızı tıkar ve kan dolaşımını
durdurur. İyi bir kan akışı olmaksızın organlarımız
fonksiyonlarını olması gerektiği gibi yerine getiremezler ve
iyi beslenemedikleri için yetersiz kalmaya başlarlar. Kanser
hücreleri asidiktirler, bu kanserin alkali bir ortamda
gelişemeyeceği anlamına gelmektedir. Besinlerin oksidasyonu
nedeniyle oluşan fosforik asit veya sülfirik asit vücudun
üstesinden gelebilmesi açısından çok güçlü asitlerdir. Vücut
bu durumu kemiklerden kalsiyum alarak dengeler. Fakat bu
durumda kemiklerimizdeki kalsiyumu alırsak kendimizi ayakta
tutabilmek için ne kullanacağız? İşte bu durum Osteoporoz’a
neyin neden olduğunu açıklamaktadır.
Küçük moleküler yapısı nedeniyle vücut tarafından diğer
sulara göre çok daha hızlı ve daha iyi emilebilen alkali
iyonize su içtiğinizde daha fazla antioksidan, alkalilik, ve
kalsiyum alırsınız.
Alkaliliğin Önemi
Vücudumuz hücresel seviyede yaşar ve ölür. İnsan vücudundaki
tüm hücreler hafif alkali yapıdadır, sağlıklı ve hayatta
kalabilmek için de bu korunmalıdırlar. Bununla birlikte,
hücresel aktiviteler asit yaratır ve bu asit hücreye enerji
ve işlevsellik verir. Her bir alkali hücre solunum görevini
yerine getirirken metabolik atık salgılarlar ve hücresel
metabolizmanın ürettiği bu atıklar doğal olarak
asidiktirler. Buna karşın bu atıklar enerji ve işlevsellik
için kullanılır fakat bunların vücutta artışına ve
birikmesine izin verilmemelidir. Antreman veya egzersiz
sonucu oluşan ve çoğu kez acı veren laktik asit bunun bir
örneğidir. Vücut, hücre etrafındaki bu asitleri bir zehir
gibi davranmaya başlamadan önce etkisizleştirmek ve vücuttan
atmak için büyük bir süre harcar. Aksi durumda bu asitler
eninde sonunda hücrelerin çevresel koşullarını
değiştireceklerdir. Birçok insan ve klinik doktor vücudun
bağışıklık sisteminin ilk savunma hattı olduğuna inanıyorlar
fakat gerçekte böyle değildir. Bu çok önemlidir fakat daha
çok sofistike (karmaşık) bir arıtma faaliyetine benzer.
Bunun yerine sağlıklılık ve zindelik için hastalık ve
rahatsızlıklara karşı ilk ve ana savunma hattını oluşturan
vücudun pH dengesine dikkat etmeliyiz.
İnsan vücudu çok zeki ve yeteneklidir. Gittikçe artan
biçimde asidik olmaya başladığımızda asidikliğin yaşamsal
organlarımıza hasar vermesini engellemek üzere vücudumuz
savunma mekanizmalarını düzenlemeye başlar. Asidin yağ
hücreleri içinde depolandığı/tutulduğu bilinmektedir. Eğer
tüm bunlara rağmen asit herhangi bir organla temas edecek
olursa, dokuyu içinden çürütebileceği bir delik açma şansı
da bulur. Bu durum hücrenin mutasyona uğramasına neden
olabilir. Bu asidik ortamda oksijen seviyesi düşer ve
kalsiyum tüketilmeye başlar. Bu nedenle savunma mekanizması
olarak, vücudunuz gerçekte sizi aşırı asidiklikten korumak
üzere şişmanlatır/yağlandırır. Asitlerin toparlanıp
paketlendiği tüm bu yağ hücreleri ve selülit birikimleri
yaşamsal organlardan güvenli uzaklıkta tutulmaya çalışılır.
Bu açıdan, şişmanlık yaşamsal organlarınızı zarar görmekten
koruyabilir.
Alkaliliğin Yararları
Günümüz yaşam tarzı vücut metobolizmamız içinde birçok
düzensizliğe ve kötü çalışmaya neden olmaktadır. Sarfedilen
tüm çabalara rağmen toksik kimyasallar ile yiyecek
kaynakları, içme suları, hava ve çevremiz gitgide
kirletmekte ve zehirlemektedir. İnsan vücudu bundan
öncesinde, metabolize etme ve dışarı atmada, kendi doğal
detokslama (zehirli atıkları atma) kapasitesi üstünde kalan
ve büyük sıkıntı yaratan böylesi yabancı maddelerle hiç
tanışmamış, karşılaşmamıştı.
Birçok insan artık kendisini hiç iyi hissetmiyor. Birçokları
da kendilerini soğuk algınlıkları veya çevredeki herhangi
bir mikroptan çok daha kolay etkilenir halde buluyorlar.
Bundan daha ciddi olan ise lupus, romatoid artrit, multipl
skleroz, kronik yorgunluk sendromu ve fibromiyalji sendromu
gibi otoimmün rahatsızlıklardaki artışlardır. Birçok kaynağı
olan düşük seviyeli toksititeyi belirlemek oldukça güçtür.
Tüm bu toksinlerin birleşik aksiyonlarının oluşturduğu
toksik karışımın etkisi vücut ve hafızayı ciddi şekilde
zayıflatabilir. Mantar, bakteri ve mayanın yaygınlaşması
fermantasyon dediğimiz işlevin veya kan ve dokudaki aşırı
asidiklikliğin bir sonucudur.
Maya ve mantar havada, kirli suda ve yediğimiz birçok
yiyeceğin içinde yaşayan basit birer canlı hücre türleridir.
Bunlar sonrasında virüslerin ilk aşamaları veya bakterilerin
orta evreleri olabilecek şekilde oldukça yüksek bir gelişim
gösterirler. Fırsatçıdırlar ve hayatta kalmakta
yeteneklidirler. Yıllar içinde 500.000 in üstünde farklı tür
biçiminde gelişmişlerdir. Hiç durmaksızın koloni haline
gelebilecekleri ve üreyebilecekleri yeni yerleşim yerleri
ararlar. Basit bir canlı hücre formunda olduklarında
yanlızca bir mikroskop altında görülebilirler fakat kolonize
olduklarında, yiyecekler üzerinde oluşan küf ve mantarımsı
yapı gibi, gözle de görülür hale gelirler.
Maya, mantar, bakteri, küf ve virüsler besin ve kolonileşme
ihtiyaçlarına bağlı olarak vücutta belirli ve çok özel
bölgelere yerleşmeye eğilimlidirler. Bunların tümünün
metobolizmalarından çıkanlar/salgılananlar şiddetli
fermantasyonlara sebep olur ve ekstra hücresel sıvı şeklinde
veya kana karışarak tüm vücuda yayılır. Kan ve dokulardaki
aşırı asidikliğin doruğa çıkması vücudun hücrelerini
sistematik olarak zehirler ve hasar verir. Aşırı asidiklik
dediğimiz bu sağlık durumu ters düz olmuş bir yeme
alışkanlığının – çok bol miktarda; hayvansal protein,
özellikle kırmızı et, sütlü ürünler (süt, peynir, dondurma),
şekerin herhangi bir şekli (sakaroz, früktoz, glikoz) gibi
–sonucudur ve bu nedenle ortada yalnızca bir hastalık ve
rahatsızlık vardır.
Nar Sirkesi Hakkında

Antioksidan yönünden çok zengin olan nar sirkesi, bağışık
sistemini güçlendirerek bir çok hastalıktan korunmanıza
yardımcı oluyor. Aynı zamanda toksin atıcı içeriğe sahiptir.
Şeker ve kolestrolü dengeler. Kalbe birçok faydası vardır.

En Önemli Faydaları
************Kanser hücrelerinin gelişmesini engeller.

Nar Sirkesinin diğer Faydaları Nelerdir?
Tansiyonu olumlu bir şekilde düzenler
Kalbimizi koruyarak düzenli çalışmasına destek olmaktadır.

Enfeksiyona karşı vücudun direncini arttırmaktadır.
İdrar söktürür.
Toksin atıcıdır.
Yorgunluğu giderir ve enerji verir.
Kolestrol ve kan şekerine çok iyi gelir.
Vücuttaki iyi bahterirlerin artmasında önemli etkileri
vardır.
İshali önler.
Ciltte pürüzsüz görünüm sağlar

VÜCUTTA ASİT OLUŞTURAN DUYGU VE DÜŞÜNCELER:

Bilinenin aksine, içimizde beslediğimiz olumsuz duygu ve düşünceler, vücudumuzda, yediklerimiz ve içtiklerimizden daha çok asiditeye neden olmakta ve ciddi hastalıklar için ortam yaratmaktadır.

ÖFKELENMEK YA DA KİN TUTMAK İLE ASİT İÇMENİN VÜCUDA ETKİSİ AYNIDIR…!

YÜKSEK ALKALİ OLUŞTURAN DUYGU VE DÜŞÜNCE VE EYLEMLER:

KAHKAHA İLE GÜLMEK

HUZUR DUYMAK

GÜVEN, SADAKAT, MİNNETTARLIK

SEVİLMEK & BEĞENİLMEK & AŞK

NEŞELENMEK

AFFETME DUYGUSU

OLUMLU DÜŞÜNMEK

DOSTLUK, ARKADAŞLIK, KABUL GÖRME

YORULMADAN YÜRÜMEK & EGZERSİZ

DİYAFRAMDAN DERİN NEFES ALMAK

NAMAZ & İBADET, DUA ETMEK

MEDİTASYON

NEZAKET & TATLI DİL & TAKDİR EDİLMEK

DİNLENMEK

SEVİLEN İNSANLARLA ZAMAN GEÇİRMEK

MÜZİK DİNLEMEK & ŞARKI SÖYLEMEK

DOĞAYLA, BAHÇEYLE TOPRAKLA UĞRAŞI

UMUT

DUYGULARI İFADE ETMEK, PAYLAŞMAK

TENSEL ZEVK

YÜKSEK ASİT OLUŞTURAN DUYGU VE DÜŞÜNCELER:

ÖFKELENMEK

KISKANÇLIK DUYGUSU

STRES

KORKU VE ENDİŞE

ŞÜPHE, KAYGI, SİNİRLİLİK

ACI, KEDER

UYKUSUZLUK & AŞIRI YORGUNLUK

NEFRET DUYGUSU

AŞIRI HIRS

AKCİĞER NEFESİ ALMAK

HAREKETSİZLİK

HUZURSUZLUK

OLUMSUZ DÜŞÜNCE

GÜRÜLTÜLÜ ORTAMDA YAŞAM

SÜREKLİ SOMURTMA, KİBİR

AŞAĞILANMA, ALINGANLIK

DÜŞMANLIK

UMUTSUZLUK

YALNIZLIK, İHANETE UĞRAMAK

SIKINTILARI PAYLAŞMAYIP İÇE ATMAK…..

Alkali-Asit dengesinin bozulması:

•Vücudun mineral ve diğer besileri alma kapasitesini düşürür•Hücrelerdeki enerji üretimini olumsuz etkiler
•Hasarlı hücrelerin onarılması kapasitesi yeteneğini düşürür•Vücudun detoksyeteneğini azaltır
•Vücudu bitkin ve hastalıklara açık hale getirir.

ASİT VE ALKALİ YİYECEK NEDİR?
Asit ve alkalik yiyecekler konusu karışık bir konu çünkü yemek söz konusu olunca bu kelimeleri kullanmanın birkaç yolu var.Asitli, asidik, alkalik, bazik yiyecekler: Yemek kimyası kitaplarında her yiyeceğin “pH değeri” denen bir değeri var. pH, bir sıvının veya maddenin ne kadar asidikveya alkalik olduğunu ölçmek için yaratılmış özel bir skala. Okul yıllarından hepimiz kimya dersinden bu kavramı biliriz. 7.0 nötr olmak üzere 0 (en asidik) ilâ14 (en alkalik) arasında değişiyor. Yani 0’dan 7’ye yaklaştıkça yiyecek daha az asidikveya 14’ten 7’ye yaklaştıkça daha az alkalik oluyor. Örneğin, misket limonunun oldukça düşük bir pHdeğeri var, 2.0 ve pHskalasına göre oldukça asidik. Limonlar 2.2 pHile biraz daha az asidik. Yumurta beyazı pek asitli değil ve değeri 8.0 pH. Etler de 7.0 civarında pHile asidikdeğiller.Sebzelerin çoğu pHaralığının ortasında bir yerdeler. Örneğin kuşkonmazın ph’ı 5.6, tatlı patateslerinki 5.4, salatalığınki 5.1, havuçlarınki 5.0, bezelyeninki 6.2, mısırınki 6.3. Domatesin pHskalasındaki yeri sebzeler arasında en altta, pH’ları 4.0 – 4.6 arasında değişiyor. Bu aralık pHdeğeri 3.9 olan armutlardan ve 3.5 olan şeftaliden veya 3.4 olan çilekten veya 2.9 olan eriklerden daha yüksek (daha az asidik). Asit-kül, alkalik-kül yiyecekler:Yiyeceğin asiditesindenbahsetmenin bir başka yolu da yiyeceğin kendisinin asiditesinideğil de yiyecek yendiği zaman vücudun asiditesiniölçmektir. Bir başka deyişle bu ikinci perspektiften bir yiyecek asidikolarak adlandırılmaz, asit oluşturucu olarak adlandırılır da denilebilir. Bu “asit oluşturucu” kavramına benzer olarak, “asit-kül, alkalik-kül” kavramı vardır. Bu kavrama göre yiyecek vücutta kimyasal olarak parçalanmaz, geride bir kül kalıntısı bırakarak yakılır ve bu kül kalıntısı daha sonra mineral içeriği için ölçülür. Asit-kül yiyecekler geride klorür, fosfor veya sülfür konsantrasyonu yüksek kalıntı bırakan yiyeceklerdir. Bu yiyeceklere “asit-kül” denir çünkü klorür, fosfor ve sülfür vücutta asit yapmak için kullanılan minerallerdir. Alkalik-kül yiyecekler geride magnezyum, kalsiyum ve potasyum konsantrasyonu yüksek kül bırakan yiyeceklerdir. Bu yiyeceklere “alkalik-kül” denir çünkü bu mineraller vücutta alkalik bileşikler (bunlara baz denir) oluşturmada kullanılır (magnezyum hidroksit, kalsiyum hidroksit, potasyum hidroksit dahil olmak üzere). Dengeli beslenmeyi önemseyin:Yiyeceğin asiditesiniölçen asit-kül modeli elbette ki yaşayan bir insan için olan şey değil. Biz yemeğimizi yakmıyoruz ve biz yedikten sonra tek kalan kül değil. Aslında asit oluşturan yiyecekler kavramı pHkavramından çok daha karmaşık.Bir yiyeceğin ne kadar iyi sindirildiği ne derecede asit oluşturup oluşturmadığını etkileyebilir. Birçok yiyeceğin bileşiminde normalde sindirim sırasında değiştirilebilecek önceden oluşmuş asitler vardır. Ancak sorunlu sindirimi olan bir kişide bu asitler değiştirilemeyebilir ve yiyeceğin asit oluşturucu özellikleri artabilir. Yeterli ve dengeli beslenmek, yediklerinizi aktif bir yaşam ve düzenli egzersizle dengelemek en doğru yaşam şekli. Bu sebeple yeterli ve dengeli beslenme prensibinden vazgeçmeyin. Özellikle zayıflama hedefiyle tek besin veya düşük kalorili şok diyetler gibi metabolizmanızda kalıcı hasarlar bırakacak dengesiz diyetleri lütfen yapmayın. Uykuyu olumlu etkileyen besinler: Araştırmacılar beyindeki seratonin işlevinin de uyku düzenini iyileştirdiğini düşünüyor. Uyku anormallikleri sıklıkla yetersiz beyin serotonin aktivitesine bağlanıyor. Serotonin ve melatonin hormonları iyi bir uyku için önemlidir. Serotonini olumlu etkileyen besinler uyku problemi olanlar için çözüm oluşturabilir.Örneğin; Muz: Serotonine olan etkisi dışında magnezyum içerdiği için kaslarınızı gevşetip sizi rahatlatır. Strese karşı koruyucudur, içindeki potasyum da kalp sağlığı ve tansiyon için önemlidir.Ilık süt: Çocukluğunuzu hatırlayabilirsiniz ama işe yarıyor içine bal karıştımak bu etkiyi güçlendirebilir.Papatya çayı: Uyumadan bir saat önce içeceğiniz papatya çayı huzurlu bir uykuyu olumlu etkileyebilir. Keten tohumu veya ceviz: Omega 3 depresyona karşı ve strese karşı etkilidir. Rahatlatarak gece daha rahat uyutur.Yulaf unu: Melatonin açısından olumlu olduğu düşünülüyor süt ve bal ile karıştırmayı deneyebilirsiniz.

ÇOK ÖNEMLİ…..

Yediğimiz çeşitli gıdalar kullanıldıktan sonra kanımızı asidik veya bazik hale getirirler. Sağlıklı ve vücudun dayanıklı kalabilmesi için, yenilen gıdaların kanımızı asit mi, yoksa bazik mi yaptığı bilinmelidir. Gıdaların ekşi veya tatlı olmasının, bunların kanımızı asidik veya bazik yapmasıyla bir ilgisi yoktur.
Sağlıklı kişilerde tüm günlük yiyeceklerin %60-70’inin kanımızı bazik yapıcı, kalan %30-40’ının da (ağırlık olarak) asidik yapıcı olması gerekir. Sinirli kimseler, zayıf kimseler, kemik yapısı zayıf olanlar, çok üşüyenler ve dişleri çürümeye başlayan çocuklar, bazik gıda miktarını daha da fazla yemelidirler.
Şu da önemlidir: Ateşli hastalıklarda bilhassa çocuklara asit (ekşi) meyve suyu (limon, portakal) verilmemelidir. Aksi halde ateşleri devam eder ve hasta, dayanıklılığnı kaybeder.
Grip, öksürük, kulak iltihabı, sinüzitte asidik (ekşi) meyveler hiç yenilmemelidir. Buna karşılık romatizma ve artritte ekşi meyveler faydalıdır. Kanımızı asit veya bazik yapan gıdalar şunlardır :

Kanı Asidik yapanlar :
(Bunlar hastada çok susuzluk yapar) :
– Hububat, peynirler, balıklar, etler, kümes hayvanları, fıstık, yumurta, ham meyveler, bazı ekşi meyveler, pazı, çay, kahve, kakao, margarin ve yağlı meyveler.

Kanı Bazik (Alkali)Yapanlar : 
(Vücudun dayanıklılığını artırırlar, susuzluğu keserler): Kayısı, havuç, ıspanak, süt, portakal, üzüm, salatalık, domates, muz, lahana, fasülye, armut,elma, patates, badem, fındık, turp, olgun meyveler, incir, hurma, bakliyat (nohut, fasülye, mercimek).
Bu arada bitkisel yağlar, esmer şeker ve hakiki bal, kanı ne asidik ne de bazik yapar.

– Aşağıda ,ekşi veya tatlı ayırımı yapmadan, Sindirildiğinde kanı etkileyen meyvelerin karşılarında yaptığı etki belirtilmiştir.

TADI ASİT OLAN MEYVELER ile/ve TADI HAFİF ASİT OLAN MEYVELER

( * Portakal – Alkali
* Mandalina – Alkali
* Klementin – Alkali
* Greyfurt – Alkali
* Limon – Alkali
* Nar – Alkali
* Ananas – Alkali

HAFİF ASİT OLANLAR
* Çilek – Alkali
* Domates – Alkali
* Elma – Alkali
* Armut – Alkali
* Şeftali – Alkali
* Üzüm – Alkali
* Kiraz – Alkali
* Kayısı – Asit
* Erik – Asit )

– TADI TATLI OLANLAR
* Hurma – Alkali
* İncir – Alkali
* Tatlı üzüm – Alkali
* Tatlı elma – Alkali
* Muz – Alkali

– YANSIZ MEYVELER
* Karpuz – Alkali
* Kavun – Alkali

– KURUTULMUŞ MEYVELER
* Erik – Asit
* Kayısı – Asit
* Armut – Alkali
* Elma – Alkali
* İncir – Alkali
* Muz (olgunsa) – Alkali

SEBZELER’DE:
– HAFİF UNLU ile/ve ORTA DERECE UNLU ile/ve ÇOK UNLU
( HAFİF UNLULAR

* Kuşkonmaz – Alkali
* Patlıcan – Alkali
* Mantar – Alkali
* Lahana – Alkali
* Karnabahar – Alkali
* Balkabağı – Alkali
* Salatalık – Alkali
* Kabak – Alkali
* Tere – Alkali
* Ispanak – Alkali
* Hindiba – Alkali
* Yeşil Fasulye – Alkali
* Marul – Alkali
* Mısır/Frenk Salatası – Alkali
* Pırasa – Alkali
* Tatlı Biber – Alkali
* Turp – Alkali
* Semizotu – Alkali
* Kuzukulağı – Asit
İLE/VE
ORTA DERECE UNLULAR
* Enginar – Alkali
* Pancar – Alkali
* Havuç – Alkali
* Kereviz – Alkali
* Brüksel Lahanası – Alkali
* Şalgam – Alkali
* Maydanoz – Alkali
* Radika – “Alkali
* Taze Bezelye – Alkali
* Roka – Alkali
* Bamya – Alkali
* Soğan – Asit
* Sarımsak – Asit
İLE/VE
– ÇOK UNLULAR
* Kestane – Alkali
* Patates – Alkali
* Yer elması – Alkali )

– KURU SEBZELER
* Bakla – Asit
* Kuru fasulye – Asit
* Kuru bezelye – Asit
* Mercimek – Asit
* Soya – Asit

YAĞLI MADDELER
* Avokado – Alkali
* Zeytin – Alkali

YAĞLI KURUYEMİŞLER
* Ceviz – Asit
* Fındık – Asit
* Şamfıstığı – Asit
* Amerikan fıstığı – Asit
* Badem – Alkali

TAHIL VE MAMULLERİ
* Yulaf – Asit
* Buğday – Asit
* Beyaz un – Asit
* Mısır – Asit
* Arpa – Asit
* Kepekli ve beyaz pirinç – Asit
* Çavdar – Asit
* Kepekli ekmek – Asit
* Hamur işleri – Asit
* İrmik – Asit
* Mısır unu – Asit
* Yulaf unu – Asit
* Patates nişastası – Asit

ZARARLI OLANLAR
* Kakao – Asit
* Çay ve kahve – Asit
* Baharat – Asit
* Konserveler – Asit
* Şeker ve şekerli maddeler – Asit
* Her tür pasta ve benzerleri – Asit
* Alkol – Asit

KARACİĞER KANSERİNDE YENİ MUCİZE BİLGİ ÇOK BASİT.

Prof. Dr. Karabulut, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2 yıldır sürdürdükleri “Acı Kayısı Çekirdeğinin ve Amigdalinin (Vitamin B17) Kanserli Hücrelerdeki Etkisi” adlı çalışmanın tamamlandığını söyledi.
Deney hayvanları üzerinde yapılan araştırmanın İnönü Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri kapsamında desteklendiğini kaydeden Karabulut, deney hayvanlarını 7 gruba ayırdıklarını ifade ederek, “Her bir grubu kendi içerisinde kontrolleriyle kıyasladık. Deney hayvanlarına yüzde 5 ve yüzde 3 oranında acı kayısı çekirdeği verdik. Bu, günde 3 ya da en fazla 5 acı kayısı çekirdeğine tekabül edebilir. Acı kayısı çekirdeğinin içerisindeki zehirli maddeler nedeniyle dikkatli kullanılması gerektiği için oranı düşük tuttuk. Bir öldürücü doz var. Yapılan çalışmalar da gösteriyor ki bir kilograma yakın acı kayısı çekirdeği yediğiniz takdirde ancak o etkiyi gösterebilir, öldürücü doza gelebilir” diye konuştu.

Karabulut, deney hayvanlarında karaciğer kanseri oluşturduklarını belirterek, “Deney hayvanlarında acı kayısı çekirdeğini değişik oranlarda denedik. Bu değişik oranlardaki denememiz neticesinde acı kayısı çekirdeğinin özellikle kanser hücreleri üzerine olumlu etkileri olduğunu, kanser hücrelerini öldürdüğünü, diğer taraftan da sağlıklı hücrelerin yenilenmesini sağladığını gördük. Özellikle karaciğer enzimleri üzerine yüzde 5 oranında denediğimiz acı kayısı çekirdeğinin oldukça olumlu etkilerini izledik” dedi.

Kobayları, acı kayısı çekirdeğinde yüzde 6 oranında bulunan amigdalinle de beslediklerini dile getiren Karabulut, şunları kaydetti:

“Amigdalinin Ağrı kesici etkisi var. Diyabet hastalarında kullanıldığını biliyoruz. ‘Bunu kanserde uygularsak nasıl etkisi olur’ diye düşündük. Bu anlamda elde ettiğimiz amigdalini de yine bu kanser modelini oluşturduğumuz farelere yedirdiğimizde olumlu etkileri olduğunu gördük. Hem acı kayısı çekirdeğinin hem de amigdalinin çok ciddi olumlu etkileri olduğunu, kanseri artıran enzimlerin azaldığını fakat kanseri baskılamaya çalışan vücudumuzun otokontrol mekanizmasının andioksidanlarını arttırdığını gördük.”

Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut, araştırmada kullandıkları amigdalinin İnönü Üniversitesi’nde laboratuvarda elde edildiğini söyledi.

– Araştırma, Dünya Laboratuvar Kongresi’nde ilgi çekti

Araştırmanın, Uluslararası Klinik Kimya ve Tıbbi Laboratuvarlar Federasyonu adına Türk Biyokimya Derneği’nce geçen ay İstanbul‘da düzenlenen Dünya Laboratuvar Kongresi’nde büyük ilgi çektiğini belirten Karabulut, “Özellikle sadece acı kayısı çekirdeği değil, aynı zamanda bunun içerisindeki amigdalin elde edilerek kanser üzerine etkisi araştırıldığı için çok daha dikkat çekti. Bu çalışma, dünya literatüründe daha önce hiç yapılmamış. Özellikle acı kayısı çekirdeği olması dikkat çekiyor çünkü içerisinde zehirli madde var ancak ağrı kesici özelliği de bulunuyor. Bunun, kanserin ağrılarının dindirilmesi ve kanserin oluşturduğu hasarların giderilmesinde etkili olduğunu ilk defa bu çalışmayla göstermiş olduk” diye konuştu.

– “Kilogramı 1 milyon dolara ulaşan bir malzeme”

Yrd. Doç. Dr. Yunus Önal da amigdalinin dünyada 2 bin farklı bitkide bulunduğunu belirterek, “Acı kayısı çekirdeğinde yüzde 6, bademde yüzde 2 oranında amigdalin var. Onun dışında darıda var. Acı kayısı çekirdeğinde yüzde 6 oranında olunca ‘biz bunu ekonomiye nasıl kazandırabiliriz’ diye düşündük. Bunun üzerine çalıştık. Bu acı kayısı çekirdeğinden elde ettiğimiz amigdalin de bu çalışmanın temelini teşkil ediyor” ifadesini kullandı.

Amigdalinin acı kayısı çekirdeğinden elde edilmesi sırasında saflığının kontrol edilmesi gerektiğini dile getiren Önal, “Bu ürettiğimizin saflığı yüzde 99,9. Yüksek saflıkta” dedi.

Önal, şunları söyledi:

“Bu çalışmayla amacımız, Malatyamız ve ülkemiz için önemli olan acı kayısı çekirdeğindeki amigdalini izole edip, hem acı kayısı çekirdeğinin kendisini hem de bundan izole ettiğimiz amigdalini endüstriyel bir ürün olarak kanser araştırmalarında nasıl kullanabiliriz, bunu görmekti. Gerek acı kayısı çekirdeği kullanıldığında gerekse de amigdalin kullanıldığında kanserli hücreler üzerinde olumlu etkisi olduğu ispatlanmış oldu. Acı kayısı çekirdeğini herkese gönderemezsiniz ama bundan izole ettiğiniz amigdalini birer 100 miligramlık, 200 miligramlık tabletlere dönüştürüp dünyada herkese pazarlayabilir, herkesin kullanımına sunabilirsiniz.”

Çin’in amigdalini tamamen acı kayısı çekirdeğinden, ABD ve Meksika‘nın ise acı bademden üretmesine karşılık bu maddenin Türkiye’de üretilmediğini kaydeden Önal, “Perakendede kilogramı 1 milyon dolara ulaşan bir malzeme. Amacımız, bu tür ilaç ve gıda endüstrisinde kullanılacak bitki özlerinin ekonomik ölçüde üretimini sağlayıp endüstrinin hizmetine sunmak” diye konuştu.

Önal, İtalya ve Fransa‘ya acı kayısı çekirdeği ihraç eden Türkiye’de amigdalinin de üretilmesi gerektiğini söyledi.